1 Gün: İzmir Adnan Menderes Havalimanı - SaraybosnaAkşamüstü saat 16:00’da İzmir Adnan Menderes Havalimanı Dış Hatlar Terminalinde, Kuşadası Tours görevlilerinin karşılaması ile siz değerli misafirlerimizle buluşuyoruz. Kuşadası veya Söke'den havalimanı transferini bizimle yapacak olan misafirlerimiz ( Saat 14:30 da Kuşadası Süper Coffe önünden , saat 15:00 de Söke tren Garı önünden alıyoruz. ) Check-in ve bagaj işlemlerimizin ardından SunExpress Hava Yolları’na ait , Saraybosna için saat 18:55 de kalkış yapacak olan uçağımıza biniyoruz. Yerel saat ile 19:50’de Saraybosna Havaalanına varıyoruz. Bagajlarımızı alıp pasaport ve gümrük işlemlerimizi tamamlayarak, bizi bekleyen otobüslerimize binerek Saraybosna’da bulunan otelimize geçiyoruz. Akşam yemeği Restaurant’da veya otelimizde.
2 Gün: Saraybosna - BelgradOtelimizde alacağımız kahvaltının ardından Saraybosna’dan ayrılıyor ve Belgrad’a doğru hareket ediyoruz. Yol boyunca dağların arasında uzanan vadiler, sık orman dokuları ve Drina havzasının oluşturduğu doğal güzellikler eşliğinde keyifli bir yolculuk yapıyoruz. Bosna-Hersek ile Sırbistan arasındaki sınır kapısına ulaşıp pasaport işlemlerimizi tamamladıktan sonra, bu kez Pannonian Ovası’nın verimli topraklarına açılan geniş düzlükler üzerinde ilerliyoruz. Yol boyunca, tarımın şekillendirdiği küçük Sırp köylerini, geleneksel mimarinin hâlâ yaşadığı kırsal dokuyu ve eski Balkan ticaret yollarının izlerini takip ederek başkente doğru yaklaşıyoruz. Sırpçada “beyaz şehir” anlamına gelen Belgrad, coğrafyanın tarihe hükmettiği noktalardan biridir. Tuna ve Sava nehirlerinin birleştiği, Balkan yarımadasıyla Orta Avrupa’nın kesiştiği bu stratejik yerde kurulu olan şehir, Roma’dan Bizans’a, Osmanlı’dan Avusturya-Macaristan’a kadar birçok imparatorluğun göz diktiği bir kale kentidir. Varışımızın ardından, kentin modern yüzünü temsil eden Parlamento Binası, Eski Saray ve Ulusal Müze gibi etkileyici yapıları görerek Belgrad tarihine giriş yapıyoruz. Ardından Orta Çağ’dan itibaren bölgenin en önemli askerî karargâhlarından biri olan, Tuna ve Sava’nın birleştiği noktada hâkim bir tepede yükselen Belgrad Kalesine yöneliyoruz. İç ve dış surları, burçları ve kapılarıyla yüzyıllar boyunca farklı uygarlıkların izlerini biriktiren bu kale, adeta Balkan tarihinin açık hava arşivi gibidir. Saat Kule Kapısı ve İstanbul iç Kapısı gibi Osmanlı döneminden izler taşıyan bölümlerde, Sokullu Mehmet Paşa’nın yaptırdığı çeşme ile Damat Ali Paşa’nın türbesini de görerek Osmanlı hâkimiyetinin izlerini yakından hissediyoruz. Tuna’nın mavi sularının Sava ile buluştuğu noktayı seyreden teraslarda vereceğimiz molada, bu doğal birleşmenin neden tarih boyunca şehri böylesine stratejik bir merkez hâline getirdiğini daha iyi kavrıyoruz. Kalenin içinde yer alan Askerî Açık Hava Müzesi ve Sırpların Fransa’ya duyduğu minneti simgeleyen Şükran Anıtı da ziyaretimiz sırasında karşımıza çıkan önemli duraklardır. Kaleden şehir merkezine doğru ilerlerken, Belgrad’ın canlı yaşam damarlarından biri olan, İstanbul’un İstiklal Caddesi’ne benzetilen Knez Mihailova Caddesinde serbest zaman veriyoruz. Bu tarihi aks üzerinde 19. yüzyıl zarif binaları, butik mağazalar, kafeler ve sokak sanatçıları arasında kısa bir gezinti yapabilir; dileyen misafirlerimiz Belgrad’ın günlük yaşam ritmini bu hareketli ortamda hissedebilir. Günümüzü tamamlayarak otelimize yerleşiyoruz. Akşam yemeği ve konaklama Belgrad’daki otelimizde.
3 Gün: Belgrad - Matka Kanyonu - ÜsküpSabah otelimizde alacağımız kahvaltının ardından Belgrad’dan ayrılıyor ve Balkanların içlerine doğru uzanan tarihî ticaret yollarını takip ederek güne başlıyoruz. Sırbistan topraklarının verimli düzlüklerini geride bırakırken, Orta Avrupa ile Balkan Yarımadası’nı birbirine bağlayan eski kervan yollarının izleri boyunca ilerliyor, bir zamanlar Osmanlı sınır hatlarının en hareketli geçiş noktaları arasında yer alan Merdare–Preševo hattını geçerek Kuzey Makedonya’ya giriş yapıyoruz. Pasaport ve gümrük işlemlerinin ardından, Osmanlının Rumeli eyaleti döneminde de stratejik bir konuma sahip olan Kumanova üzerinden güneye doğru yolumuza devam ediyoruz. Bu coğrafya, Balkan Savaşlarında Osmanlı ordusunun en kritik muharebelerinden biri olan Kumanova Muharebesine de sahne olmuş; böylece bölgenin askerî ve siyasi tarihindeki önemini yüzyıllar boyunca korumuştur. Kumanova ovasını geride bırakıp Vardar vadisine doğru ilerlerleyerek, Üsküp’ün hemen batısında, Treska Nehri’nin dağların arasından sıyrılarak oluşturduğu büyüleyici bir coğrafyaya ulaşıyor ve Matka Kanyonu’na varıyoruz. 5 milyon yıldan daha eski jeolojik oluşumlara sahip bu kanyon, dik kayalık duvarları, zümrüt tonlarındaki suyu ve doğal mağaralarıyla Makedonya’nın en etkileyici doğa harikalarından biridir. Bölge aynı zamanda Balkan Ortodoksluğunun en eski keşişlik merkezlerinden biridir; nehir boyunca kurulu küçük manastırlar, 14. ve 15. yüzyıllara tarihlenen fresklerle bezenmiştir. Kanyon kenarında kısa bir yürüyüş yaptıktan sonra dileyen misafirlerimiz sandal/tekne gezisi imkânı da bulacaklardır. Matka ziyaretimizin ardından Üsküp şehir merkezine doğru hareket ediyor ve Makedonya’nın başkentine ulaşıyoruz. Vardar Nehri’nin iki yakasında kurulu Üsküp, Balkanların kültürel belleğinde özel bir yere sahiptir. Roma döneminden beri daima bölgesel bir merkez olan şehir, Bizans ve Bulgar dönemlerinden Osmanlı’ya, oradan da Yugoslavya’nın federal başkentlerinden birine uzanan çok katmanlı bir geçmişe sahiptir. Yahya Kemal’in “Üsküp ki Yıldırım Beyazıt’tan beri Türk’tür” dizesi, şehrin Osmanlı dönemindeki kültürel dokusunu özetler niteliktedir. Şehrin merkezine varışımızın ardından, Üsküp 2014 Projesi kapsamında inşa edilen neo-klasik yapıları, geniş bulvarları ve Makedon tarihine adanmış anıtsal heykelleri panoramik olarak görüyoruz. Ardından Üsküp Kalesi’nin bulunduğu tepeden yürüyüş turumuza başlıyor ve Osmanlı mirasının yoğun olarak hissedildiği tarihî çarşı bölgesine doğru ilerliyoruz. Turumuz boyunca: 1492’de inşa edilen ve şehrin en zarif Osmanlı eserlerinden biri olan Mustafa Paşa Camii, 15. yüzyıl ticaret hayatının önemli hanlarından Sulu Han, Osmanlı hamam mimarisinin en güzel örneklerinden Davut Paşa Hamamı ve Çifte Hamam, İstanbul Kapalıçarşı geleneğinin Balkanlardaki uzantısı sayılan Eski Türk Çarşısı, Kapan Hanı ve tarihi zanaatkâr sokakları gibi yapıları görüyor, Üsküp’ün yüzyıllar boyunca şekillenen Türk-İslam şehir dokusunu yakından hissediyoruz. Ardından şehrin iki yakasını birbirine bağlayan, Osmanlı’nın en güçlü sembollerinden biri olan Taş Köprü üzerinden Makedonya Meydanı’na geçiyoruz. Meydanda Makedon tarihinin kurucu figürlerini temsil eden anıtsal heykeller Çar Samuil, İmparator Jüstinyen, II. Philip, Kraliçe Olympia ve Büyük İskender şehrin modern kimlik arayışının en görünür unsurlarıdır. Yürüyüş turumuzun sonunda alışveriş, gezinti ve akşam yemeği için serbest zaman veriyoruz. Rehberimizin yönlendirme ve tavsiyeleri ile şehrin keyfini doya doya çıkarma şansına sahip olacaksınız. Gezilerimizi tamamlayarak Üsküp’teki otelimize yerleşiyoruz. Konaklama ve Akşam yemeği Otelimizde.
4 Gün: Üsküp - Bitola ( Manastır ) - OhridOtelimizde alacağımız kahvaltının ardından, rotamızı Balkanlar’ın en eski kentlerinden biri olan, geçmişi Roma ve Bizans dönemlerine uzanan, Makedonya’nın tarih ve kültür hazinesi Manastır’a (Bitola) çeviriyoruz. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün gençlik yıllarına ışık tutan Askerî İdadiyi ve içindeki Atatürk Müzesini ziyaret ederek bu toprakların Türkiye için taşıdığı özel anlamı hissediyoruz. Daha sonra Şirok Sokak boyunca yapacağımız keyifli yürüyüşümüzde Osmanlı dönemi Orduevi, Eleni Karinte’nin Evi, şehrin simgesi Saat Kulesi, Pekmez Meydanı, İshakiye ve Yeni Camii ile ünlü türküye ilham veren havuz ve çeşmeyi görüyor, ardından serbest zaman veriyoruz. Manastır’daki ziyaretlerimizi tamamladıktan sonra yol üzerinde II. Abdülhamid döneminde meşrutiyetin yeniden ilan edilmesinde önemli rol oynayan Jön Türk hareketinin önderlerinden Resneli Niyazi Beyin memleketi Resne’ye uğruyoruz. Burada Resneli Niyazi Bey’in Sarayını ve doğduğu evi panoramik olarak görerek, “Tanrı cenneti çamurdan yaparken bir parça kopup Ohrid’in üzerine düşmüş” diye tarif edilen bu büyüleyici Ohri’ye ulaşıyoruz. Önce “Mavi İnci” olarak anılan ve dünyanın en derin göllerinden biri olma özelliğini taşıyan Ohri Gölünde dileyen misafirlerimizle birlikte (ekstra) keyifli bir tekne turuna çıkıyoruz. Gölün sakin suları üzerinde yapacağımız bu tur sırasında, “Elveda Rumeli” dizisinde Kaymakamlık Konağı olarak kullanılan Ohrid Başpiskoposluk Binasını, dönemin lideri Tito’nun göl kıyısındaki yazlık konutunu ve şehrin oteller bölgesini panoramik olarak görme imkânı buluyoruz. Osmanlı döneminde önemli bir üs olan ve yüzyıllar boyunca çok kültürlü bir yaşamın şekillendirdiği tarihî Ohri’de yürüyüş turuna başlıyoruz. Aziz Klemeus Meydanı ve heykeli, Ayasofya Kilisesi, Kiril alfabesini ortaya koyan Kiril ve Methodios kardeşlerinin heykelleri, şehrin simgesi hâline gelmiş Asırlık Çınar, Ali Paşa Camii, Halvetiye Tekkesi ve Hacı Turgut Camii’ni görerek şehrin tarihine dokunuyoruz. Ardından Türk Çarşısı’nda vereceğimiz serbest zamanda Ohri’nin ünlü inci ve sedef işçiliğinden örnekleri inceleme ve alışveriş yapma fırsatı buluyor ve serbest zamanı takiben otelimize yerleşiyoruz. Restoranda veya otelimizde alacağımız akşam yemeği esnasında Balkan müzikleri ve folklor gösterileri eşliğinde Makedon Gecesine katılıyoruz. Konaklama Ohri’de otelimizde.
5 Gün: St. Naum Manastırı - Elbasan - Tiran - İşkodtaOtelimizde alacağımız sabah kahvaltısının ardından, Makedonya’nın incisi Ohri’den ayrılarak gölün doğduğu kristal kaynakların yer aldığı, yaklaşık 40 km uzaklıktaki Sveti Naum bölgesine doğru yola çıkıyoruz. Makedonların “cennetten bir köşe” olarak tarif ettiği bu büyüleyici doğa alanı, yeşilin her tonunu barındıran manzarasıyla ziyaretçilerini adeta sakinlik ve huzur içinde karşılar. Burada, 10. yüzyılda Aziz Naum tarafından kurulan ve bugün Unesco koruması altında bulunan Sveti Naum Manastırını geziyoruz. Makedon Ortodoks geleneğinin en önemli kutsal merkezlerinden biri sayılan bu manastır, zengin Ortaçağ freskleri ve Ohri Gölü’ne hâkim panoramasıyla hem tarihî hem ruhani bir atmosfer sunar. Manastırın avlusundan göl kıyısına doğru uzanan manzarayı seyrederek geçireceğimiz bu keyifli dakikaların ardından; çevredeki küçük dükkânlarda yöresel hediyelikleri inceleyebiliriz. Ziyaretimizi takiben rotamızı Arnavutluk’a çeviriyor ve kısa bir yolculuk ile ulaşacağımız sınır kapısında gerekli pasaport işlemlerimizi gerçekleştiriyoruz. Ardından Shkumbini Nehri vadisini takip ederek Balkanlar’daki Osmanlı kuruluş şehirlerinden biri olan Elbasan üzerinden ilerliyoruz. Yolculuğumuzun sonunda, 1614’te Süleyman Paşa tarafından yeniden imar edilen ve 1920’de Arnavutluk’un başkenti ilan edilen Tiran’a ulaşıyoruz. Yakın geçmişte savaşlar ve Enver Hoca rejiminin ağır diktatörlüğü altında zor yıllar geçiren bu şehir, bugün modernleşen caddeleri, sanat yapıları ve geniş meydanlarıyla Balkanların en dinamik merkezlerinden biri hâline gelmiştir. Panoramik şehir turumuz sırasında Ethem Bey Camii, Tarihî Saat Kulesi, Ulusal Müze, Opera ve Bale Binası, Parlamento ve Başbakanlık binaları, Cumhurbaşkanlığı Köşkü ve şehrin simgesi İskender Bey Meydanını görüyoruz. Hem modern kentin hem de otantik Kale İçi bölgesinin tadını çıkarmak üzere serbest zaman veriyoruz. Kale surlarının arasında, dar taş sokaklara sıralanmış küçük dükkânlar; el yapımı takılar, geleneksel motiflerle işlenmiş tekstil ürünleri, bakır ve ahşap objeler, yerel sanatçıların ürettiği özgün eserlerle ziyaretçilere sıcak bir karşılama sunar. Tiran programımızı tamamlayarak, Arnavutluk’un güney–kuzey aksını oluşturan ana arter üzerinde yol alırken, ülkenin en kadim kentlerinden biri olan Lezheyi de panoramik olarak görüyoruz. İlirya döneminden bu yana yerleşimin sürdüğü bu tarihî kent, Arnavut ulusal kahramanı İskender Bey’in 1444’te Arnavut beyliklerini birleştirerek Osmanlılara karşı Lezhe Birliğini kurduğu yer olmasıyla ülke tarihinde özel bir yere sahiptir. Aynı zamanda 1468’de vefat eden İskender Bey’in türbesinin bulunduğu kent, Arnavut kimliğinin ve direniş geleneğinin simgesel merkezlerinden biri olarak kabul edilir. Bu kadim coğrafyayı geride bırakarak keyifli yolculuğumuza devam ediyor ve kıyısında kurulduğu göl ile aynı adı taşıyan ve Osmanlı’nın 435 yıl boyunca Balkanlar’daki en stratejik askerî üslerinden biri olan İşkodra’ya doğru ilerliyoruz. Varışımızda şehre hâkim konumdaki tarihî kaleyi panoramik olarak görerek bölgenin geçmişine kısa bir yolculuk yapıyor, ardından otelimize yerleşiyoruz. Akşam yemeğimizi ve konaklama İşkodra’daki otelimizde.
6 Gün: İşkodra- Sveti Stefan Adası -Budva-Kotor Trebinje veya Mejuugorje (Dubrovnik)Otelimizde alacağımız sabah kahvaltısının ardından, Osmanlı’nın Balkanlardaki en eski askerî üslerinden biri olan İşkodra’dan ayrılıyor ve pasaport işlemlerimizi tamamlayarak Karadağ topraklarına giriyoruz. Adriyatik kıyıları boyunca ilerlerken Bar ve Petrovac üzerinden geçiyor; tarih boyunca deniz ticaret yollarının şekillendirdiği bu sahillerde, bir zamanların küçük bir balıkçı adasıyken bugün Akdeniz’in en seçkin turizm merkezlerinden biri hâline gelen Sveti Stefan’ı panoramik bir noktadan izliyoruz. Kıyı boyunca süren yolculuğumuz, adeta Orta Çağ ile modern dünyanın birbirine karıştığı bir tarih koridoru gibi akar. Ardından, Venedik hâkimiyetinin izlerini bugün hâlâ surlarında ve taş sokaklarında taşıyan Budva’yı panoramik olarak tanıyor, buradan Kotor Körfezi’ne doğru yolumuza devam ediyoruz. Avrupa’nın en iyi korunmuş Orta Çağ yerleşimlerinden biri kabul edilen, kalesi ve doğal limanı sayesinde yüzyıllar boyunca işgal edilememiş Kotor, Adriyatik’in en karanlık dönemlerinde bile ticaret ve zanaatın canlı tutulduğu bir sığınak işlevi görmüştür. Unesco’nun koruma altına aldığı bu tarihî kentte yapacağımız yürüyüş turunda, Venedik döneminin izlerini taşıyan Deniz Kapısı, Orta Çağ şehir meydanlarının tipik örneği Silah Meydanı, şehrin adeta zamanın ritmini tuttuğu Saat Kulesi, Orta Çağ cezalandırma kültürünü sembolize eden Utanç Sütunu, asırlık malikâneler ve Barok üslubun güçlü örneklerinden Beskuca Sarayının yanı sıra, 12. yüzyılda inşa edilen Aziz Triphon Katedrali, “Dedikodu Çeşmesi”, Aziz Nikola ve Aziz Luka Kiliseleri gibi çok kültürlü Balkan mirasının parıldayan taşlarını keşfediyoruz. Kotor’dan ayrılarak, Adriyatik’in sularına yansıyan Barok mimarisiyle bir tabloyu andıran Perast’a doğru ilerliyoruz. 17. ve 18. yüzyıllarda denizcilik okulları ve kaptanlar yetiştirmesiyle ünlenen bu küçük yerleşim, dönemin Venedik Cumhuriyeti için stratejik bir ileri karakol niteliğindeydi. Körfezin ortasında yer alan iki ada ise bölgenin tarihî kimliğinin adeta sembolleridir. Biri üzerinde Benedikten manastırı bulunan Sveti Djordje (St. George) Adası, diğeri ise halkın yüzyıllar boyunca denizden taş taşıyarak oluşturduğu, mitoloji ile inancın iç içe geçtiği Lady of the Rocks (Kayaların Leydisi) Adası… Bu iki adayı Perast kıyısından izleyerek kısa bir fotoğraf molası veriyoruz. Turumuzun devamında Karadağ’dan ayrılıyor ve Bosna-Hersek’e giriş yapıyoruz. Tarihin farklı dönemlerinde Osmanlı, Avusturya-Macaristan ve Yugoslavya arasında gidip gelmiş sınır kentlerinin coğrafyasından geçerek Trebinje veya Medjugorjedeki otelimize yerleşiyoruz. Akşam yemeğimizi aldıktan sonra isteyen konuklarımızla beraber, konaklama yapacağımız otel bölgesi Trebinje denk gelen tarihlerde ve katılım sayısı yeterlilik durumuna göre Dubrovnik turumuzu yapıyoruz. Konaklama otelimizde.
İsteğe Bağlı Dubrovnik Turu : Schengen vizesi ya da yeşil pasaportu olan misafirlerimizle otelde akşam yemeği aldıktan sonra, Trebinje’den ayrılıyor, kısa bir yolculuk ile Bosna Hersek–Hırvatistan Sınır Kapısına varıyoruz. Ekstra (isteğe bağlı 100 € olan bu tur yeterli sayıda katılımcı olduğu takdirde gerçekleşecektir.) Pasaport ve gümrük işlemlerimizi gerçekleştirerek Dubrovnik’e ulaşıyoruz. Eski adı Ragusa olan, Hırvatistan’ın Adriyatik sahilindeki Ortaçağdan kalma eserleri ile ünlü şehrini geziyoruz. Korunaklı bir yarımada üzerine kurulu ve etkileyici surlarıyla göz alan bu tarihi kentte, görkemli şehir surlarının ve kapılarının, Onofrio Çeşmesi, Fransisken Manastırı, 14. yüzyıldan kalma Eczane, Çan Kulesi, Orlando Heykeli, Aziz Blaise Kilisesi, Sponz Sarayı, Rektör Sarayı ve tarihi limanın görüleceği gezimizi tamamlıyoruz. Serbest zamanı takiben kentten ayrılarak,Hırvatistan – Bosna Hersek Sınır Kapısına varıyor, pasaport ve gümrük işlemlerini takiben Trebinje’yedeki otelimize dönüyoruz.
7 Gün: Kravica Şelalesi- Blagaj (Sarı Saltuk-Alperenler Tekkesi) Mostar-Konjic- SaraybosnaOtelimizde alacağımız kahvaltının ardından,Kravica Şelalesi'nin muhteşem güzelliğini görmeye gidiyoruz. Şelale cömert doğanın gerçek bir örneği gibidir. Berrak, turkuaz yeşili sularıyla çevrili, çeşitli bitki örtüsüyle süslü bir ortamda kendinizi eşsiz bir hisle bulacaksınız. Trebizat Nehri‘nin sularının 30 metreden yüksekten akmasıyla oluşan şelale, gürül gürül akan suyun farklı yerlerden düşmesiyle görsel bir şölen sunuyor. Bu güzellikleri fotoğraflayıp, Avrupa’nın en hızlı su çıkış kaynağına sahip olan, Buna Nehri’nin kenarındaki Sarı Saltuk Tekkesi’ni (Alperenler Tekkesi) görmek üzere BLAGAJ’a hareket ediyoruz. 1465’de Osmanlıların eline geçtikten sonra muhteşem bir doğaya sahip, bu bölgede kurulan tekke Bosna’nın yerel halkı olan Boşnakların (Bosniak) hızla Müslümanlığı seçmesinde çok önemli bir rol oynamıştır. Blagaj gezimizi tamamladıktan sonra Mostar’a geçiyoruz. Neretva Nehri üzerinde bulunan, 1557’de Mimar Sinan’ın öğrencilerinden Mimar Hayreddin’in inşa ettiği, ancak 1993’de Hırvat topçu ateşiyle yıkılan, daha sonra 2004 yılında Türkiye’nin de büyük desteğiyle orijinal malzeme ve dönemin inşa teknolojisiyle yeniden yapılan, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Mostar Köprüsü ile turumuza başlıyoruz. Eski Hamam, Sultan Selim Mescidi, Koski Mehmet Paşa Camii, Kuyumcular Çarşısı’da görülerek turumuzu tamamlıyor ve Mostar’ın zengin çarşısında serbest zaman veriyoruz. Mostar’dan ayrılarak, Neretva Muharebesinin yaşandığı Jablanica’ da Alman ikmal trenlerinin geçişini engellemek için havaya uçurulduğu haliyle günümüze ulaşan Neretva Köprüsünü görüyor ve Konjic üzerinden Saraybosna’ya doğru yola çıkıyoruz. Yol güzergahımızda, Balkan coğrafyasının dağlar ve nehirlerin süslediği nadide bir parçasında, görsel şölenlerle geçecek bir yolculukla Bosna-Hersek’in başkenti Saraybosna’ya ulaşıyoruz.. Otelimize yerleşiyoruz. Restoran’da veya otelimizde akşam yemeğimizi alıyoruz.
8 Gün: Umut Tüneli - Vrelo Bosne Tabiat Parkı- Saraybosna- İzmirOtelimizde alacağımız kahvaltının ardından, Saraybosna turumuza başlıyoruz. Şehre çok yakın mesafede bulunan, Vrelo Bosne Tabiat Parkına gidiyoruz. İgman Dağı’nın eteklerinde bulunan ve Bosna Nehri’nin kaynağını oluşturan Vrelo Bosne, yeşilin her tonunu bir arada bulabileceğiniz dereler ve göletlerden oluşan inanılmaz güzellikte bir doğal parktır. Parka girdiğinizde, ağaçlar, yemyeşil bir alan, suda yüzen ördekleri göreceksiniz. Huzur veren bu ortamda su kenarlarındaki cafelerde kahve içebilir, doğa içinde kısa yürüyüşler yapabilirsiniz. Buradaki gezimiz ardından Umut Tüneli gezimize başlıyoruz. Bosna Savaşı sırasında Saraybosna'nın dünyayla irtibatını sağlayan ve yaklaşık 300 bin insanın hayatını kurtardığı belirtilen "Umut Tüneli", savaş sürecinde sembol haline gelen yerlerin başında gelir. Başkent Saraybosna'da 31 yıl önce faaliyete giren "Umut Tüneli", 4 ay 4 gün süren yoğun uğraşların ardından 30 Temmuz 1993'te tamamlandı. Tünelin kuzey girişindeki ev, 1996 yılından müzeye dönüştürülmüştür. Rehberimizin anlatımları eşliğinde gerçekleştireceğimiz bu hüzünlü gezi sonrasında, İki asır boyunca Balkanların kültür başkentliğini yapmış, 1914’te Avusturya-Macaristan Veliahdı Arşidük Franz Ferdinand’ın Sırplar tarafından burada öldürülmesi üzerine Birinci Dünya Savaşı’nın çıktığı yer olan Saraybosna, barındırdığı dini çeşitliliği ile Avrupa’nın Kudüs’ü kabul edilir. 1992 savaşında ise Sırp, Hırvat ve Boşnaklar arasındaki yıkıcı savaşlar sonucu büyük tahribata uğramış olmakla birlikte güzelliğini halen büyük ölçüde korumaktadır. Saraybosna’ da ki yürüyüş turumuza Bosna Savaşında günlerce yanan ve milyonlarca el yazması eserin yok olduğu Eski Kütüphane, Seher Köprüsü, İnat Evi, Hünkâr Camii ve 1914’de I. Dünya Savaşının patlak vermesine sebep olan Franz Ferdinand suikastının yaşandığı Latin Köprüsü’nü görerek devam ediyoruz. Eski kentin Avusturya bölümünde İsa’nın Kalbi Kilisesi, Sonsuz Ateş Anıtı, Pazar Yeri Katliamının yaşandığı Açık Pazar, Sinagog, Türk bölümünde Ferhadiye Camii, Morica Han, Gazi Hüsrev Bey Külliyesi gibi eserleri görerek gezimizi tamamlıyoruz. Saraybosna’nın sembolü olan Başçarşı’da vereceğimiz serbest zaman sonrasında Saraybosna Havalimanı’na geçiyoruz. Gerekli pasaport ve check-in işlemlerinden sonra SunExpress Havayolları’na ait uçağımız ile saat 20:40 hareketle, İzmir Adnan Menderes Havalimanı'na saat 23:30’da ulaşıyoruz. Unutulmaz anılarımızla bir başka KUŞADASI TOURS organizasyonunda buluşmak üzere siz değerli misafirler imiz ile vedalaşıyoruz.